Malatya’da Heykel Tartışması Gerçek Yaraları Örtüyor mu?
Malatya kamuoyunda ve sosyal mecralarda kent merkezindeki tarihi Atatürk Anıtı’nda bulunan 1947 yapımı heykel üzerinden dönemsel olarak köpürtülen “ahlak”, “değer” ve “hassasiyet” nutukları yeniden boyut kazandı. Bu yapay tartışmayı bilerek alevlendirenler, dijital platformlarda kutuplaştırıcı ve linç odaklı dili körükleyenler, kentin kamusal enerjisini bir kez daha taş kütlelerin kumaş detaylarına kanalize ediyor. Ancak bu suni gündemi vitrine taşıyan anlayış, depremin ardından toparlanmaya çalışan kentin kanayan asıl yaralarını görmezden gelmenin ağır sorumluluğunu taşıyor. Çünkü Malatya’nın gerçek gündemi bir heykelin anatomisi değil; konteynerlerde kepenk açmaya çalışan esnafın fahiş kira yükü, teslim edilen binalara rağmen çarkları dönmeyen ticaret ve maliyet baskısı altında ezilen kayısı üreticisinin çaresizliğidir.
Kentte üç yılı aşkın süredir enkaz kaldırma ve imar süreçleri tam anlamıyla tamamlanamamışken, heykel üzerinden ideolojik veya siyasi prim devşirmeye çalışmak düpedüz gerçeklikten kopmaktır. Deprem sonrası inşa edilen Yeni Malatya Çarşısı’nda 2026 yılı itibarıyla binlerce iş yerinin anahtar teslim süreçleri duyuruldu. Nisan ayında 4 bin 100’ün üzerinde bağımsız bölümün hak sahiplerine verilmeye başlandığı açıklansa da, bir dükkanın anahtarını kutu içinde sunmak orada ticari hayatın başladığı anlamına gelmiyor.
Süreçte ana caddelerdeki yıllık kira taleplerinin 2 ila 2,5 milyon TL seviyesine, hatta gözde noktalarda 3 milyon TL’ye kadar fırladığı görülüyor. Çarşının iç kısımlarında dahi 800 bin TL ve üzeri rakamların konuşulması, deprem felaketinden belini doğrultamamış esnaf için kepenk açmayı imkansız kılıyor. Malatya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (MESOB) Başkanı Şevket Keskin’in defalarca dile getirdiği makul orta yol çağrıları ve yetkililerin fahiş fiyat uyarısı, ne yazık ki rant hırsının önüne geçebilmiş değil. Camlarında “Kiralık” tabelalarıyla baş başa kalan yeni dükkanlar boş beklerken, esnafın hâlâ tozun toprağın ortasındaki konteyner çarşılarda tutunmaya çalışması fiziki inşaatın ekonomik iyileşmeye yetmediğini ispatlıyor.
Kentin ekonomik omurgasını oluşturan tarım sektöründe de durum çarşıdakinden farklı ilerlemiyor. Yaklaşık 60 bin çiftçi ailesinin geçim kapısı ve yüzlerce milyon dolarlık ihracat potansiyeli olan kayısı üreticisi, maliyet ve satış fiyatı arasındaki devasa makasın ortasında sıkışmış durumda. Geçtiğimiz dönemlerde yaşanan ağır zirai don felaketinin ardından rekoltede %90’lara varan kayıplar tescillenmiş, açıklanan dönüm başı 5.500 TL’lik devlet desteği ise üreticinin beyan ettiği 10-13 bin TL’lik ortalama bakım maliyetinin çok gerisinde kalmıştır.
Girdi maliyetleri (gübre, mazot, elektrik, ilaç ve işçilik) katlanarak artarken, koruyucu ve sürdürülebilir bir taban fiyat mekanizmasının işlememesi çiftçiyi bahçesini terk etme ve borç sarmalına girme riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Üretici emeğinin karşılığını alamazken heykel üzerinden değer nutukları atanlar, çözülmesi gereken bu yapısal kriz karşısında sessizliğe bürünmektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri de Malatya’daki demografik kan kaybını net bir biçimde sergilemektedir. 2022 yılında 812.580 olan kent nüfusu, felaketin ardından 742.725’e kadar gerilemiş, yürütülen çalışmalara rağmen 2025 verilerinde ancak 755.854 seviyesine tutunabilmiştir. Her ne kadar konut teslimatlarında adımlar atılsa da gelir güvencesi, iş imkanı ve ekonomik istikrar sağlanmadan kentin eski canlılığına dönmesini beklemek gerçekçi değildir.
Yerel kamuoyu, medya organları ve siyasi aktörler toplumun enerjisini tüketen yapay kutuplaşmalara prim vermeyi bırakmalıdır. Malatya’nın yaralarını saracak tek yol; esnafı fahiş kiralardan koruyacak adımların atılması, kayısı üreticisine hak ettiği taban fiyat güvencesinin sunulması ve kentin ekonomik altyapısının acilen ayağa kaldırılmasıdır.
Turgay Simavi – malatyasiyaset.com
