01.07.2026 - Doğrunun ve Malatya’nın Güçlü Sesi.

Kendine dönük, bilinçakışı tekniğiyle yazılmış öylesine bir yazı…

Kendine dönük, bilinçakışı tekniğiyle yazılmış öylesine bir yazı…
REKLAM ALANI

Gecenin bir vakti. Monitörün yüze vuran o soluk, maviye çalan ışığı. Ekranda yanıp sönen o imleç; siyah bir terminal ekranında, sessizliğin ortasında ritmik bir kalp atışı gibi bekliyor. Ne beklediğini o da bilmiyor aslında, ben de. Altımda usulca çalışan cihazın, o tanıdık fan uğultusu… Yüksek performansın, durmaksızın veri işleyen bir Ryzen’in derinlerden gelen nefes alış verişi gibi. Neden her şey sürekli bir işlem, bitmek bilmeyen bir optimizasyon halinde?

Kelimeler, haberler, başlıklar etrafta uçuşuyor zihnimde. Sürekli bir akış. Bazen durup diyorum ki kendi kendime; tüm harfleri büyük yazmamak lazım. Hayat her zaman o kadar bağırmıyor sonuçta, bazen fısıldıyor. Belki de bağırıyor ama biz sadece kendi yankımızı duyuyoruz. Malatya’nın dışarıdaki o ağır sessizliği mi bu, yoksa sadece içerideki kendi gürültüm mü? Uzaklarda bir yerlerde, soğuk bir veri merkezinde çalışan bir sunucunun derinliklerinde kaybolmak gibi bir his bu. Kara kutuların içindeki dizinlerde, o güvenilir ama ruhsuz dosya yollarında gezinmek.

Ne çok veri var, ne çok insan, ne çok telaş. Hepsi günün sonunda H1 ve H2 etiketlerinin arasına, anahtar kelimelerin gölgesine sıkışmış birer anı, birer hikaye. Gerçeklik dediğimiz şey, bir arama motorunun algoritmalarına ne kadar sığabilir ki? Tıklanma oranları artınca, yaşanmışlıkların da anlamı büyüyor mu sahiden? Hayır, sadece yorgunluk bu. Gözlerim yanıyor. Ekrana bakmaktan çok, ekranın arkasındaki o anlamsız boşluğa dalıp gitmek.

Bir şeyler yazmam lazım, sürekli bir şeyler üretmek, o boşluğu harflerle doldurmak. Ama hangi satırları? Manşetleri mi, kendi içimdekileri mi? Sonra aklıma o kareler geliyor; o haberlerin içindeki yüzler. Sadece birer “vaka” ya da “hasta” olarak görmemek lazım onları, sadece çocuklar. Hayatın ta kendisi, henüz etiketlenmemiş, kategorize edilmemiş en saf halleri. Biz ise burada, plastik tuşların çıkardığı o bitmeyen tıkırtılar arasında kendi varlığımızı kanıtlamaya, günü kurtarmaya çalışıyoruz.

Uzak sunucuya yeni bir SSH bağlantısı daha açıyorum. Sanki kendi zihnimin kök dizinine bağlanıyormuşum gibi bir his. Bağlantı kuruldu. Ama şifreyi ben bile hatırlamıyorum çoğu zaman. Her şey kendi içinde bir döngü. Bir satır daha, bir kelime daha, bir nefes daha…

Bu satırlar zihnindeki o anlık karmaşayı ve gecenin o tanıdık hissini biraz olsun ekrana yansıtabildi mi, yoksa düşüncelerin şu an bambaşka bir frekansta mı geziniyor?

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ